top of page

Türk Sağlık Hukukunda Yeni Bir Dönem: GETAT Uygulamalarının Hukuki Rejimi ve Sorumluluk Esasları


Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları, uzun yıllar boyunca pozitif hukuk metinlerinin dışında kalmış olsa da, 2014 yılında yürürlüğe giren "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği" ile birlikte Türk sağlık sisteminin ve hukukunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde akupunkturdan mezoterapiye, hacamattan sülük tedavisine kadar uzanan 15 farklı yöntem, artık "merdiven altı" tabir edilen kayıt dışı alanlardan çıkarılarak yasal bir statüye kavuşturulmuştur.

Ancak bu yasal statü, beraberinde karmaşık bir "Hukuki Sorumluluk" silsilesini de getirmiştir. Peki, modern tıp ile kadim tedavi yöntemlerinin kesiştiği bu noktada hukuk sistemi nasıl bir denetim mekanizması işletmektedir?



1. Uygulayıcı Yetkinliği ve İdari Sınırlar


GETAT yöntemlerinde hukuka uygunluk şartlarının ilki ve en önemlisi "Yetki" unsurudur. Mevzuata göre bu uygulamalar, yalnızca Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış sertifikaya sahip olan tabipler ve diş tabipleri tarafından, yine Bakanlıkça yetkilendirilmiş ünite veya merkezlerde icra edilebilir. Sertifikasız kişilerce yapılan müdahaleler, "tıbbi müdahale" niteliği taşımadığı gibi, doğrudan haksız fiil sorumluluğu doğurur ve kamu sağlığını tehdit eden cezai yaptırımlara zemin hazırlar.


2. Hekim ile Hasta Arasındaki Sözleşmesel İlişki


Hukuki perspektiften bakıldığında, GETAT uygulamalarında hekim ile hasta arasındaki ilişki kural olarak bir "Vekalet Sözleşmesi" mahiyetindedir. Bu noktada hekimin temel yükümlülüğü hastayı kesin olarak iyileştirmek değil, tıbbın ve yöntemin gerektirdiği "Özen Borcu"nu eksiksiz yerine getirmektir. Ancak, estetik amaçlarla yapılan ozon tedavisi veya mezoterapi gibi "sonuç odaklı" müdahalelerde, uyuşmazlığın niteliğine göre "Eser Sözleşmesi" hükümlerinin tartışılması da gündeme gelebilmektedir.


3. GETAT'ta Aydınlatılmış Onamın Genişleyen Sınırları


Standart tıbbi müdahalelerde "aydınlatılmış onam" ne kadar kritikse, GETAT yöntemlerinde bu yükümlülük çok daha hassas bir noktadadır. GETAT yöntemlerinin "tamamlayıcı" doğası gereği hekim;

  • Uygulanacak yöntemin bilimsel kanıt düzeyini,

  • Modern tıp seçeneklerine göre avantaj ve dezavantajlarını,

  • Beklenen faydanın yanında, yönteme özgü risk ve komplikasyonları, hastaya tam ve anlaşılır bir biçimde aktarmak zorundadır. Hastanın bu yöntemlerin "modern tıbbın yerini almadığını" idrak ederek rıza göstermesi, müdahalenin hukuka uygunluğu için elzemdir.


4. Tıbbi Malpraktis ve Tazminat Sorumluluğu


GETAT uygulamaları sonucunda meydana gelen zararlarda tazminat sorumluluğunun belirlenmesi, "Malpraktis (Hata)" ve "Komplikasyon (İzin Verilen Risk)" ayrımına dayanır.

  • Malpraktis: Hekimin sertifikasız yöntem uygulaması, sterilizasyon kusuru, yanlış bölgeye müdahale veya endikasyon dışı işlem yapması durumunda söz konusu olur. Bu durumda maddi ve manevi tazminat borcu doğacaktır.

  • Komplikasyon: Hekimin tüm özeni göstermesine rağmen, yöntemin doğası gereği kaçınılamayan olumsuz sonuçlardır. Eğer hasta bu riskler konusunda önceden detaylıca aydınlatılmışsa, hekimin tazminat sorumluluğu doğmayacaktır.


5. Kamu Hastanelerinde GETAT: Devletin Sorumluluğu


GETAT uygulamaları artık sadece özel kliniklerin tekelinde değil; pek çok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile üniversite hastanesinde "GETAT Merkezleri" kurulmuş durumda. Bu noktada hukuki sorumluluğun adresi değişmektedir. Eğer uygulama bir kamu hastanesinde yapılmışsa, ortaya çıkan zararlar için doğrudan hekime değil, "Hizmet Kusuru" ilkesi gereği idareye (Sağlık Bakanlığına veya Üniversiteye) karşı Tam Yargı Davası açılması gerekmektedir. Bu, özel hastanelerdeki tüketici mahkemesi veya asliye hukuk süreci ile kamu hastanelerindeki idari yargı süreci arasındaki en temel usul farkıdır.


6. İspat Yükü Kimin Üzerinde?


Bir uyuşmazlık mahkemeye taşındığında en kritik soru şudur: "Hekimin özenli davrandığını kim ispat edecek?" Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, vekalet sözleşmesi kapsamında hekim, işini özenle yaptığını ispatla yükümlüdür. Özellikle GETAT gibi "standart dışı" kabul edilebilecek yöntemlerde, hekimin uyguladığı metodun yönetmeliğe uygun olduğunu, gerekli sterilizasyonu sağladığını ve endikasyonun (tıbbi gerekliliğin) doğru konulduğunu ispat etmesi beklenir. Bu da hekimler için "Kayıt Tutma Yükümlülüğü"nün hayati önemde olduğunu göstermektedir.


7. Mesleki Sorumluluk Sigortası Kapsamı


Hekimlerin yaptırdığı zorunlu mesleki sorumluluk sigortaları, genellikle standart tıbbi müdahaleleri kapsar. Ancak GETAT uygulamaları söz konusu olduğunda, sigorta poliçesinin bu yöntemleri kapsayıp kapsamadığı büyük bir tartışma konusudur. Eğer bir hekim, poliçesinde yer almayan bir GETAT yöntemini (örneğin sülük tedavisi) uygularken hata yaparsa, sigorta şirketi tazminatı ödemekten imtina edebilir. Bu durum, hem hekimi ciddi bir borç yüküyle baş başa bırakabilir hem de hastanın tazminatına kavuşmasını zorlaştırabilir.


8. Bilimsel Kanıt ve Hukuki Geçerlilik Dengesi


GETAT yöntemlerinin hukuki olarak "tıbbi müdahale" sayılabilmesi için, uygulamanın mutlaka Bakanlıkça belirlenen 15 yöntemden biri olması gerekir. Yönetmelik dışı bir yöntemin (örneğin henüz yasal statü kazanmamış bir enerji terapisi) "geleneksel tıp" adı altında uygulanması, hastanın rızası olsa dahi hukuka aykırıdır. Hukuk, bilimsel olarak tanınmamış bir yönteme verilen rızayı "geçersiz" kabul edebilir; zira kimse kendi vücut bütünlüğü üzerinde hukuka ve genel ahlaka aykırı bir müdahaleye rıza gösteremez.


GETAT alanı, hızla büyüyen ve hukuki içtihatların her geçen gün şekillendiği dinamik bir sahadır. Hastaların "vücut bütünlüğü" hakkı ile hekimlerin "hukuki güvenlik" ihtiyacı arasındaki denge, ancak mevcut mevzuatın ve Yargıtay kararlarının titizlikle analiz edilmesiyle sağlanabilir. Geleneksel yöntemlerin şifasına hukuk süzgecinden geçerek ulaşmak, modern toplumun en büyük kazanımlarından biridir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page